Ahiret Vadeli Borçlar ve Peşin Alacaklar!

1 46
26 Nisan 2013 tarihli Haber Türk Gazetesinde Serpil Yılmaz’ın köşesindeki

“Enerji Müsteşar Yardımcısı Benli İtiraf etti: Doğru Olmadı”

başlıklı yazının bir bölümünde geçen

“herkes cep telefonu faturasını nasıl ödüyorsa Elektrik Faturasını da öyle ödeyecek”

cümlesine sonuna kadar katılıyorum.
Eğer imkânım olsaydı o cümleyi “herkes cep telefonu faturasını nasıl ödüyorsa Borçlarını da öyle ödeyecek diye düzeltirdim,  sebebine gelince;
Tüketici nasıl elektrik borcunu ödemekle mükellef ise, Dağıtım ve Perakende Elektrik Satış Şirketleri de yüklenicilere ve hizmet aldıkları gerçek ve tüzel kişilere borçlarını ödemek zorundadırlar.
Dağıtım ve Perakende Elektrik Satış şirketlerinden sadece bir tanesi;
A.G. İnşaat.Elk. Ltd.Şti.
A.E. Ltd.Şti.
Ş.K.
N.A.
Ö.E.T. Ltd.Şti.
G.E.S.A.Ş.
A.Ş.El.Müh.Ltd.Şti.
Adlı şirketlerin 2011 ve 2012 yıllarından kalma alacaklarını; Geçici kabul yapıldığı halde bu güne kadar kesin hakediş yapılmayarak veya yapıldığı halde ödemelerin daha yapılmadığı,
Yerinde ölçüm yapılarak geçici kabul yapıldığı halde,  Dağıtım şirketi adına birilerinin masa başında metrajların bir bölümünü kuş uçuşu hesaplayarak eksik ödeme yapıldığı,
İhalelerini sadece işçilik olarak düzenleyip malzemeyi kendisi tedarik ettiği halde, geçici kabul sırasında, geçici kabul eksiklikleri olarak kendi verdikleri malzemelerin sorunlarını  (Galvaniz kalitesi iyi değil v.b) işçilik işini yapan yükleniciden düzeltmesini talep ederek ödemelerin süresini uzatarak veya bu gibi bahanelerle cezalar kesildiği,
2011 ve 2012 yılı tesis ihalelerinde, yüklenicilere zamanında malzeme verilmediği ve bu nedenle projelerin ihalelerinin yıl sonuna kadar bitmediği halde, işler bitmiş gibi geçici kabul tutanakları düzenlenerek işler tamamlanmış gibi (söz konusu proje ihalelerinin geçici kabul tarihinden sonra Ambar malzeme çıkış bonoları ile sabittir) EPDK’ya sunularak hem Devlet’ten hakediş işlemlerini tamamlamış hem de işler zamanında bitmediğinden dolayı alacağı cezadan kurtulmuştur.
İşler daha sonra tamamlattırılmış olmasına ve aradan 2 yıldan fazla süre geçmesine rağmen yüklenicilerin alacakları hala Dağıtım şirketi tarafından ödenmemiştir.

Binde 7 primle serbest tüketicilere elektrik satışı yaptırılan bir kişinin, o günün değerleri ile serbest tüketici olabilecek müşterilerin tamamına yakınını dağıtım şirketinin portföyüne aldırdığı zaman, söz konusu kişinin prim oranını binde 2,5’a tek taraflı düşürdüğü, o oran için doğan primlerin bile ödenmediği,

2011 ve 2012 yıllarında Elektrik Dağıtım Şirketinin hizmet alımı yolu ile yaptığı Sayaç okuma ve Açma kesme hizmetlerini yürüten taşeron şirket elamanlarının 3-4 ayda bir maaş aldıkları, 2013 yılında yenilenen ihalede yine aynı durumun devam ettiği halde bu konuda sorumsuzmuş gibi davranmaya devam ettiği,
Bütün bunlar bir dağıtım şirketinin borç ödeme konusundaki anlayışının ürünüdür, Herkes elektrik borcunu ödemelidir derken biraz daha dürüst olup herkes borcunu ödemeli demek çok mu? Bunlar olurken aniden EPDK’nın bir Elektrik Dağıtım ve Elektrik Perakende Satış Şirketine Yönetim Kurulu atayarak el koyduğu haberlerini duyduk, bu operasyonun adının ne olduğu o kadar önemli değil önemli olan yetkinin tamamen Devletin kontrolüne geçmesidir. Devlet kendi alacağını tahsil edebilmek için bir şirkete el koyarken, bazı dağıtım şirketlerinden milyonlarca alacağı bulunan kişi ve şirketler çaresizce Devletin Adaletini ve konuya duyarlılığını beklemektedirler.
Bunlar yetmezmiş gibi 2011 yılında tüketici ve kurumların şikâyetlerinin ayyuka çıktığı bir dönemde ilimizdeki beş yıldızlı bir otelde Enerji Bakanının da katıldığı bir toplantı sonunda, Sayın Bakanın, hakkında şikâyetler olan şirketin sahibinin özel uçağı ile Ankara’ya dönmüş olması siyasetin de tüketicileri bu şirketlere yem yapmasının göstergesi değil midir? İşleri bu noktaya getirmenin iyi niyetle bir ilgisinin olmadığı açıkça görülmektedir. Eğer iyi niyet olsaydı hiç bir şey bilmeyen bir şirket bile olsa Sektörde saat gibi tıkır, tıkır işleyen şirketlerden örnek almaları yeterli olurdu. Önemli olan bakış açısı;
Bir tarafta yıllardır çalışmaları ile hayatımızı kolaylaştıran Bosch şirketinin kurucusu Robert Bosch’un İş felsefesi çerçevesinde “İnsanların Güvenini kaybetmektense, para kaybetmeyi tercih ederim.”  Prensibi ile gelişen ve büyüyen bir şirketin gelişimini izlerken,  diğer taraftan “Yeter ki para gelsin her şeyimi kaybetmeye hazırım” anlayışındaki bir şirket ise bir gün arkasındaki gücü kaybettiğinde ise tarihin çöplüğünde kendini bulacaktır.
Son Söz: Borç Namustur “Türk Atasözü”
Coşkun Tezel
coskun.tezel@akillisebekeler.com

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Paylaşımınız için teşekkür ederiz.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Sitemizdeki deneyiminizi iyileştirmek için kişisel veri politikamız doğrultusunda çerezler kullanıyoruz. Sitemize giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Çerezler ve politikamız hakkında daha fazla bilgi alın. Kabul Ediyorum Daha fazlası